Hava serin.
Hafif bir esinti var.
Hani yazın, akşam üzeri serin bir rüzgar eser tatlı tatlı üzerine, güneşten yanmış bedenini okşar, bir yandan da midye kabuğundan yapılma süslere şarkı söyletir.
Senin de yavaş yavaş uykun gelir, mayışırsın, küçücük bir köşeye kıvrılıp uyumak istersin.
Denizin üstünden gelir rüzgar. Sanki deniz sana nefes aldırıyormuş gibi, taze hava üfler sana. Üşümezsin, nefes aldığını hissedersin, kollarına, diz altlarına, ensene dolar taze hava. Gevşetir seni iyice.
İşte tam da böyle bir akşamdı benim intihar edeceğim akşam.
Hayatta istediğim her şeye ulaşmıştım neredeyse, üstelik yaşım çok gençken. Beni seven ailem, arkadaşlarım ve sevgilim vardı. Onu her gördüğümde kalbimin ilk seferki gibi çarpmasına sebep olan adam. Okulu başarıyla bitirmiş, yüksek lisansımı yapmış, isimli bir şirkette iyi bir konumdaydım. Yapılması gereken yapılmıştı. Zaten hepimiz bunun için gelmiyor muyuz dünyaya; ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, iş, çocuk, yaşlılık, ölüm. Herkes gibi ben de başarılı bir bireydim işte, hatta geri kalanlardan daha başarılı, bir adım önde. İşimden memnunum, neden olmayayım, maaşı iyi, sigortası var, altıma araba veriyorlar, yemeğimi karşılıyorlar, sosyal imkanları desen kapılar önüme açılıyor. Bu noktaya gelene kadar çok çalıştım, okulda okurken staj yaptım sırf şu anki işime sahip olabilmek için. Sevgilimle de yakında evleneceğiz. Güzel bir evimiz olacak, sonra ne yapılması gerekiyor, bir iki sene içinde? Çocuk.
Prens veya prensesime “baby shower” yaparım.
Ben bunlar yerine ölmeyi tercih ediyordum. Gençken ümitsiz bir anımda vermiştim bu kararı, “Her şeyi elde ettiğim gün, intihar edeceğim.” Aslında altında yatan bir sebep yok, canım öyle istiyor. Belki hayatımda sadece drama istiyorumdur, büyük bir drama ile hatırlanmak istiyorumdur. Çoğu zaman kendi kendime, “Niye yaşıyoruz, amacımız ne” dediğim de oluyor.
Hatta intihar sahnelerimi tüm detaylarıyla düşündüm. Nasıl, ne şekilde, nerede... Araba altında kalmak, köprüden atlamak, gazla kendini zehirlemek, bilekleri kesmek, kendini asmak, ayağıma taş bağlayıp suya atlamak, silahla kafaya bir tane sıkmak... O kadar dramatik sahneler yarattım ki, gece yatarken çoğu zaman filmin başrol oyuncusuymuş gibi son dakikalarımı canlandırıyordum. Hepsi kusursuzdu.
Sonra fark ettim ki insan kendini kafasından vurunca, beyni, suratı epey dağılabiliyormuş, sonuçta hedef aldığım yere denk getirememe ihtimalim de var. Suya atlayıp ölsen, şişecek, çirkinleşeceksin. Araba kazasında Yeşilçam filmlerindeki gibi ölmüyorsun, kafan da kopabilir. Dramatik ölümümde bunlara yer yok, kusursuz olmalıydı. Makyajım falan tam olacak, beni bulanlar “Ne kadar güzel bir kızmış” demeli, öldüğüm için çok üzülmeli, uzun bir süre beni düşünmeliydi.
Ama en sonunda buldum nasıl öleceğimi…
Yavaşça ilerliyorum sonuma.
Hava serin.
Rüzgar esiyor, çalılıklar arasından geçmeye çalışıyor çaktırmadan.
Ama ses çıkarmaması mümkün değil.
İlerliyorum.
Sadece yıldızlar parlıyor.
Karanlıkta uzağa bakmaya çalışıyorum, ama hiçbir şey görmüyorum.
Telefonumun ışığı, aydınlatıyor yolumu. Birazdan hiçbir önemi kalmayacak hiçbir şeyin.
Son anım için en sevdiğim depresif şarkılardan birini seçtim, telefonumun cılız hoparlöründen yayılıyor sesi etrafa.
Sonsuz, karanlık bir boşlukta ilerliyorum.
Kollarımı iki yana açmışım.
Parmak uçlarımla çalılara, otlara dokunuyorum.
Taze hava ciğerlerime doluyor.
Hiç bu kadar derin nefes aldığımı hatırlamıyorum.
Bütün bedenim doluyor ve boşalıyor serin havayla.
Koluma,
kolumun altına,
göğsüme,
boğazıma,
kürek kemiklerime,
kaburgalarıma,
parmak aralarıma,
kasıklarıma,
bacak arama,
kalçama...
Evde duran emektar mavi falçata, belki de kutu kesmenin dışında bir amaç kullanılıyordu.
Önce bir kaç küçük deneme.
Birkaç  küçük ince çizgi.
Kollarımdaki minik kesiklerden hava doluyor vücuduma. Onların cılız acısı ruhumu okşuyor.
Büyük darbeyi vurmama az kaldı.
Hayatımda hiç bu kadar arınmış hissetmemiştim.
Minik kesiklerden kötülük akıyor sanki, yıllardır içimde birikmiş zehri boşaltıyorum.
Yere çöküyorum yavaşça, uzanıyorum toprak zemine.
Karıncaların ninnisini dinlemeye başlıyorum.
Her şey o kadar güzel ki...
Her şey bu kadar güzelken ölmeliydim.
Sessizlik... O derin sessizlik!
Yabani otların, çingene şarkıları misali büyüleyici melodileri …
Ve yine sessizlik...
“Gurul Gurul”.
Hey Allahım...
“Gurulurrr Gurulr”
N’oluyor ya?
“Gurul gurul, cırrr, jiuvvrrr”
Hay sıçaydım, sırası mıydı şimdi?
“Gurulruururuur”
Ulan bu kadar hazırlandım, şimdi cır cır olmanın zamanı mıydı ya? Hazırladığım o mükemmel sona hiç uygun değil bu.
Ölürsem bütün kaslarım gevşeyecek vücut kendini bırakacak tabii. Bütün kıyafet leş gibi kokacak. İnsanlar yanıma yaklaşamayacak. Her yer bok olacak. Halbuki evden çıkmadan önce tuvaletimi yapmıştım.
“GRUURLRJURUJİİUUV”
Ulan yer gök inledi seslerden.

“Gruulrururrr”
Of, dayandı resmen ne yapsam?
“Gurulrr”
Ay odaklanamıyorum!
Ulan müzik, telefondan müzik bile açmıştım ya! Nasıl gireceğim şimdi o ruh haline gene?
“Gurulururuurur”
Ay yok, buraya bir yere yapacağım, dayanamıyorum!
“Grulllrlrlurur”
Yani şu seslerin bir insandan çıkması mümkün değil. Kaos yaşanıyor bağırsaklarımda.
“Gururlurur”
Neyse azcık uzağa yapayım, malum öldükten sonra kokar falan şimdi, üstünü toprakla kapatırım.
“Cızzzıırttcciiuurvvv”
Allahım sıçmak ne büyük mutluluk! Ohh...
Rüzgar götüme götüme eserse bu intihar işi sonuçlanmaz.
“Grurlgrlr gurulr”
Çok merak ediyorum daha ne kadar sürecek bu guruldama işi? O değil de neye sileceğim kıçımı ben şimdi? Kıçımda bokla ölmek istemiyorum.
Isırgan otu varmış, yok yahu o kadar da değil.
Garip, kolumu kesiyorum acıdan zevk alıyoruz diye falan diye, ısırgan otu götümü yakar diye yanaşmıyorum.
Ne tuhafız, acının bile tatlı olanını seçiyoruz.
Of kaldım böyle ne yapsam?
Zaten intihar hevesim kaçtı ya, aman!
Küloda sileyim bari, donsuz dönerim eve.
İnşallah biri bunu bulmaz! Toprağa külodu da gömsem mi kakayla birlikte? Biri buradan geçerken tiksinmesin.
“Gurullurururur”
Eve gideyim bari.
O zaman Balkan havası açayım, bir iki oynarım da belki keyfim yerine gelir.
2017
Bu sitede yayınlana her türlü ses, görsel, yazı, bilgi ve belge, sahibinden izinsiz değiştirilemez, kullanılamaz, yayınlanamaz. 
Tüm hakları saklıdır.
Back to Top